psikoterapi, depresyon
Özdeşim PDF Yazdır e-Posta

Bilindiği gibi egonun savunma düzenekleri; egonun, id’in dürtüsel baskısına, süperegonun yargılamasına ve gerçekliğe uyum gösterebilmek için yapmak zorunda hissettiği ve bilinçdışı bir süreçle otomatik olarak meydana gelen savunmalara verdiğimiz isimdir. Bu bağlamda savunma düzenekleri ilkelden olguna, patolojik yapılanmadan normal yapılanmaya geçen bir spektrum içinde çeşitli şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Özdeşim savunma düzeneği, normal gelişim süreci içindeki bir bireyin yapmak zorunda olduğu, egonun ve kendiliğin oluşması için gerekli kurucu temel unsurlardandır. Özdeşim doğal, normal bir süreçtir. Özdeşimin fonksiyonunu ve yerini kavramak için bu spektrum her zaman göz önünde bulundurulmalıdır. İçe atım savunma düzeneğinde anlattığımız gibi, ilk nesne tasarımları iç dünyaya alınmaktadır. Bu nesne tasarımlarından sonra ilk kendilik çekirdeği oluşmakta, bu ilk kendilik çekirdeği iyi ve kötü kendilik olarak ayrışmakta, daha sonra da birleşmektedir. Kendilik çekirdeği bireyin ilk duygusal bütünlüğüdür. Bu duygusal bütünlüğün nesne ile ilişkilerinde, nesne uzantıları gereklidir.

Nesne ile iletişimin nasıl oluştuğunu anlattığımız ilk dönem sürecini hatırlayacak olursak burada ilk ilkel özdeşimlerden bahsedilebilir. Çocuk anne ve babasının veya bakıcılarının nesne ile ilişki modellerini örnekleyerek modelleyip ilk özdeşim örneklerini bize sunmaktadır. Bu özdeşim modelleri, seçicilikten uzak biraz rastgelelik oluşturmaktadır. Özellikle iki yaşından sonra modelleme aynı olmasına rağmen, ayrışmanın getirdiği farklı karar verme mekanizması meydana gelmektedir. Nesneye anne veya baba gibi yaklaşmakta ama ne zaman ne kadar süreyle yaklaşacağının veya yaklaşmayacağının kararını kendi vermektedir. Nesneye yaklaşım şekli bir modelleme veya özdeşim iken onun zaman ve zeminini belirleme bireysel bir tercih ve farklılaşma anlamı taşımaktadır.

Bebek, üç yaşını tamamlayıp dört yaşı civarına geldiğinde cinsel kimliğinin farkındalığı, motor ve zihinsel gelişiminin olgunlaşması sonucunda daha olgun özdeşim mekanizması kullanır. Bu dönemde kız ve erkek ayırdına varan çocuk kendi cinsinden ebeveyniyle tam bir özdeşime girerek gerçek manada olgunlaşmış bir özdeşimi devreye sokar. Kimliğin oluşumu nesne tasarımlarının içerde şekillenmesinin yanında yaşantılanan duyguların izdüşümlerinin ve modellenen özdeşim kaynaklarının tamamının veya bir parçasının içe alınmasıyla şekillenmektedir. Bunu bir örnekle anlatacak olursak, bebek bir yaşından itibaren bir kimlik oluşturma sürecine girmiştir: Bu büyük bir hamur teknesi içinde kendine has bir kek hamuru oluşturmaya benzetilebilir. Hamur teknesi bebeğin boş olan zihinsel dünyasıdır. Zihinsel dünyaya hamuru oluşturacak un, şeker, yağ, kakao, fındık ceviz kuru üzüm, yağ vs. gibi bir kek için gerekli olan muhtelif çeşitte ve muhtelif miktarlarda malzemenin konması ve bunun bir karışım içerisinde karıştırılması; belirli miktarda su, süt veya meyve suyunun ilave edilmesi ve ardından bunun belirli ısıda, belirli sürede pişirilmesi gerekir.

Bunların hepsi bir kimliğin oluşumu için izah edilebilecek metaforik bir araçtır. Zihinsel tekneye anne ve babanın modeli alınarak, ilk kek hamuru hazırlanmaya çalışılır. Bu hamur çok ilkel ve çok basittir. Cinsel kimliğin gelişimiyle birlikte kek hamuruna yeni ilaveler yapılır. Cinsel farklılığın getirmiş olduğu davranışsal modeller, ilgili ebeveynden alınarak hamur teknesine boca edilir. Bu arada hamur teknesinde habire karışım sürmektedir. Çocuk bireysel farklılığının veya farkındalığının getirdiği istekle yeni rol denemeleri yaparak etrafında gördüğü her insandan bir takım düşünsel, davranışsal ve duygusal kalıpları alarak hamur teknesine boşaltır. Hamurun niteliği ve niceliği her gün değişmektedir. Oyun ve okul çağında bu modellemeler daha yaygın olarak kullanılarak daha zenginleştirilir ve daha spesifikleştirilir. Ergenlikte ise hamura son şekli verilir. Ergen insan çeşitli rol denemeleri ile sanki o hamurun tadına bakarak hangisinin en iyi tadı vereceği düşüncesiyle çeşitli kek maddelerini hamura ilave eder. Bunlar, ergen insanın ergenlik dönemindeki rol denemeleridir. ‘Pişirilen kek fındıklı mı cevizli mi meyveli mi kakaolu mu yoksa sade mi olacak?’ Bu son şekil de verildikten sonra ergenlikle birlikte kek pişmeye bırakılır. Artık kimlik oluşmuştur. Bundan sonraki özdeşimler kekin üzerinin süslenmesi ve ikramıyla ilintili olarak estetik yapıyla alakalıdır ki bunlara makyaj ya da aksesuar diyebiliriz. Kek metaforundan yola çıkarak normal bir özdeşim sürecinin sağlıklı bir zeminde nasıl çalıştığını anlattık. Bu açıdan bakınca herkesin kek hamurunun bir diğerinden bir tat ve ton farkına sahip olduğunu görmek mümkündür. İşte bu ton ve tat farklılığına kimlik ve kişilik dediğimiz, sürekliliği ve tutarlılığı olan bir yapıyı meydana getirmektedir.

Özdeşim sürecinin normal gitmediği bir yapılanma da söz konusudur. Düşünün ki bir kekin lezzetli olabilmesi için içindeki malzemenin ahenkli ve birbiriyle orantılı olması gerekir. Tatlı bir kek hamuruna boca edilmiş bir poşetlik tuzun, o keki ne hale getirebileceğini düşünebiliyor musunuz? Veyahut da bir poşet karabiber veya kırmızı biberin, bir kek hamurunun içine döküldüğünü tahayyül edin. Buradan şunu anlatmak istiyoruz: Kimlik, kendi içinde tutarlı olursa lezzetlidir, ahenklidir ve sağlıklıdır. Kimliğin yapı taşları olan anne ile babanın nesne ilişkilerindeki patolojik yaklaşımları, çocuk tarafından modelleme yoluyla özdeşim yapılacağından çocuğun kimlik oluşumu hatalı ve hastalıklı olacak; yani pişirdiği kek tatlı, acı ve tuzluyu birlikte barındıran acayip bir yapı arz edecektir.

Burada vurgulamak istediğimiz şey çocuğun etrafındaki rol örneklerinin veya özdeşim yapabileceği bireylerin tutarlı ve birbiriyle ahenkli kimlik örüntüleri içerip içermediği konusunun çok önemli olduğudur. Bu, çok çeşitli bağlamlarda değerlendirilebilir. Bir aile içerisinde çelişkilerle dolu nesne ilişkileri, kültürel farklılıklar, kuşaklar arası farklılıklar, kırsal-kentsel farklılığı, gelenek-modernite farklılığı ve inanç spektrumunun değişimi kimliğin oluşumunda ya ahengi yakalayacak ya da çelişkilerle dolu bir yapıyı meydana getirecektir. Bu bağlamda yapının doğruluğu veya eğriliği değil, birbiriyle ahenkli olup olmadığı önemlidir. Kimliğin önemli ihtiyacı kendi içinde tutarlı ve ahenkli bir yapının oluşturulabilmesidir. Kırsal, geleneksel, eğitimsiz bir aile ve çevre içinde yetişmiş bir kimlik, ahenkli ve tutarlı bir kimliği sergilerken; kente göç etmiş, varoşlarda yaşayan, nesne ilişkilerini kırsal değer yargılarına göre oluşturmuş ve moderniteye göre yaşama gayreti içerisinde olan bir çerçeve, kimliğin oluşumunda çok ciddi sıkıntılara, çelişkilere ve tutarsızlıklara neden olacaktır. Bu da birçok patolojinin doğumuna kaynaklık edecektir. Bu durum, özellikle kültürel bir değişim içinde bulunan toplumlarda çok ciddi bir kaos ve anarşik bir yapının zeminini oluşturacaktır. Bütün kavramlar kaotikleşecek, nesneler havada uçuşacaktır.

Özdeşleşmenin bir başka boyutunda, kişinin yaşadığı süreçte yaşantıladığı hayatı da, kimliğini belirleyen temel etkenlerden biri olur. Birey her ne kadar etrafındaki insanlardan model alarak bir kimlik oluşturuyor ise de bireysel özerkliği, çerçevesindeki hayatın içinde bizzat var olmasında ve nesne ile direkt bir iletişim içinde olmasındadır. Bu iletişiminde nesne ile arasında çıkacak olan ciddi problemler ve sorunlar, kimliği bir başka alana kaydırabilecek veya uyumsuzluk oluşturabilecek etkileri meydana getirebilmektedir. Çok güzel bir kek hamuru hazırlayan ve kimliğini ahenkli bir şekilde sürdüren bir çocuk henüz ergenliğine ulaşmadığında veya ergenlik döneminde, cinsel bir tacize maruz kaldığı, grup önünde aşağılanacak bir pozisyona düştüğü, fiziksel bütünlüğünü tehdit edecek bir tehdit veya kazaya maruz kaldığı, çok sevdiği nesnelerin elinden gittiği veya onları kaybettiği zaman bunlar, çok ciddi kimliksel değişimlere neden olacaktır. Bu da kimliğimizi oluşturan kek hamuru içine düşmüş olan bir tornavida, bir pense, bir jilet ve bir bıçak etkisi gösterecektir. Ve bu yapılar ne kadar harmanlanırsa harmanlansın kek hamuru içerisinde hazmedilemeyecek ve hep aykırı kalacaktır. İşte bireyin yaşamış olduğu bu travmatik hadiseler bireyde ömür boyu etkilere neden olacaktır.

Özdeşimde en önemli unsur çocuğun özdeşim yapabileceği rol örneklerinin, sağlıklı bireyler olup olmadığıdır. Eğer çocuğun önündeki bireyler hastalıklı ve kişilik bozuklukları içeren yapılar ise, kişi bu yapıları kopyalayacaktır. Ergenlik döneminde bu yapıları tekrar harmanlayarak yeniden bir kombinasyona tabi tutma imkânı vardır. Özellikle ergenlikte, kimliğin yeniden harmanlanması döneminde kısa sürede köşe dönücülük, bir anda zengin olma, bir anda üne kavuşma ve şöhret olma gibi cazip gelen istek ve arzular çocuğun önünde sağlıksız rol örnekleri olarak durabilir. Bu nedenle bir genç mafyacılığa soyunup onunla özdeşleşebilir. Çaresizliğini ve öfkesini seri cinayetler işleyen bir katille özdeşleştirebilir. Hiç bir yeteneği olmadığı halde kendisini ünlü bir şöhretle özdeşleştirip psikopata yakın bir tabloya girebilir. Çocuğun önünde olumlu rol özdeşim imkânları var ve bunlar çevre tarafından destekleniyorsa özdeşimler sağlıklı bir süreçte devam edecektir.
Ergenlikte kimlik netleştikten sonra özdeşimler bir başka boyutta devam eder. Burada kimliğin değişimi söz konusu değil sahip olunan kimliğin olgunlaşarak daha yüksek özdeşim örneklerine öykünüp onlar gibi olma gayretleri vardır. Bu belki ömür boyu süren sağlıklı bir süreçtir. Sürekli yenilenme ve dinamizm içerir.