psikoterapi, depresyon
Dönüştürme PDF Yazdır e-Posta
Gelişmiş ülkelerde dönüştürme savunma düzeneğine oldukça az rastlanmaktadır. Gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelerde ise daha sıklıkla karşımıza çıkar. Erkeklere göre bayanlarda daha fazladır. Bireyin olgunlaşma ve entelektüel seviyesi arttıkça içsel çatışmaları saf bir bunaltı ve anksiyete olarak hissedilirken; bunun tersi durumlarda birey iç çatışmalarını, dönüştürme veya konversiyon reaksiyonu şeklinde ortaya koymaktadır. İd’in libidinal enerjisinin pozitif veya negatif anlamda deşarj ettirilmesine karşı engellerin bulunduğu durumlarda dönüştürme düzeneği devreye girer. Boşalmaya çalışan dinamik güçlerle onları engellemeye çalışan engelleyici güçler arasındaki bilinçdışı savaşımda birey kendini dönüştürme mekanizmasıyla ifade edebilir. Dönüştürme, vücudumuzun irademizle kontrol edebildiğimiz organlarının fonksiyonel olarak bozulmasına veya devre dışı bırakılmasına verilen isimdir. Özellikle motor hareketlerimizi sağlayan kas kuvvetimiz, konuşmamız, görmemiz, işitmemiz, tat duyumuz, yürümemiz, dokunmamız, irademizin tercihi ile kontrol edebildiğimiz organlarımız ve fonksiyonlarımızdır. Psikolojik çatışma durumlarında organlarımızın bu doğal görevleri devre dışı kalabilir. Bu durumda histerik körlükten, histerik sağırlıktan ve konuşamazlıktan ve histerik felç ve bayılmadan söz edebiliriz. Tüm bu durumlarda dönüştürme mekanizması devreye girmiş, içsel bir çatışma bir organın bozukluğu ile kendini ifade imkânı bulmuştur. İçsel duyguların teferruatıyla dile getirilemediği zamanlarda bu duyguların toplumsal bir dil olan somutlaştırma diliyle ifade edilmesi bir çözüm yolu olabilmektedir.

Bu savunma düzeneğinin çalışma sistematiğine daha derinlemesine bakacak olursak iki ana parça üzerinde oluştuğunu gözlemleriz. Bunlardan birincisi hazza ulaşmak için yaşanmak istenen dürtülerin bireyin egosuna ters düşmesi, gerçekliğe aykırı bulunması veya süperegosuyla zıtlık arz etmesi durumunda ortaya çıkar. İkinci eksende ise kişinin saldırganlık dürtülerinin ve öfke deşarjının meydana getirdiği tehlikelere karşı konversiyon reaksiyonu ortaya çıkabilir. Bir başka şekilde egonun gerçekliği kabullenememesi durumunda da bir yadsıma reaksiyonu olarak dönüştürme reaksiyonu kullanılabilir.

Henüz genç yaştaki bir kızımız okul dönüşü eve geldiğinde annesini bir başka erkekle yatak odasında görünce o andan itibaren görme fonksiyonunu yitirmiş, histerik bir körlük geliştirmiştir. Görülen ilk materyal yadsınarak bilinçdışına itilmiş ve bu ikili savunma düzeneği egoya bir kurtuluş reçetesi sunmuştur. Muhtemelen idol edindiği annesini böyle bir şekilde görmek ve yakalamak genç kızın egosuna çok ağır geldiği için ve ardından büyük bir yıkım yaşama ihtimali bulunduğundan peş peşe ilgili savunma düzeneği devreye sokulmuştur. Tüm savunma düzeneklerinde olduğu gibi burada da amaç bireyin egosunun güçlü bir şekilde ayakta kalmasını temin etmektir.

Aile ortamında ağır hakaretlere maruz kalan veya eşi tarafından sözle tahkir edilip her gün aşağılanan bir hanım histerik bir sağırlık geliştirebilir. Aynı şekilde ayakların felç olması, ellerin felç olması, bayılma nöbetlerinin geçirilmesi, dönüştürme reaksiyonunun çok sık görülen diğer türleridir. Bilindiği gibi somutlaştırma savunma düzeneği irademizle kontrol edemediğimiz bir takım organların fonksiyonel bozukluğuna verdiğimiz isim iken dönüştürme savunma düzeneği irademizle kontrol edebildiğimiz organlarımızın bozukluğuna verilen bir isimdir. Zaman zaman bu iki savunma düzeneği birbiriyle iç içe işlemekte ve sınırlar ortadan kalkabilmektedir. Daha da ötesi savunma düzeneği olmaktan öteye narsistik kişilik bozukluğunun libidinal enerjisinin dış nesnelere yönlendirilememesi sonucu enerji, bireyin kendine yönlendirilebilmektedir. Bu durumda da hastalık hastalığı olarak niteleyebileceğimiz hipokondriyasis klinik tablosu ortaya çıkar. Birey muhtelif organları üzerinde aşırı bir hassasiyete sahip olmakta, o organlarını çalışmasıyla ilintili olarak katastrofiye veya felaket yorumlarına yönelmektedir. Bu durumda da somutlaştırma ve dönüştürme savunma düzeneğinin iç içe geçtiği bir yapıyı gözlemlemek mümkündür. Psikolojik olgularda konuya bir perspektiften yaklaşmak her zaman için hatalı sonuç verir. Savunma düzenekleri de aynı şekildedir. Bir savunma düzeneği birçok savunma düzenekleri ile birlikte çalışırken kimliğin ve kendiliğin muhtelif parçalarıyla da etkileşim içine girer. Böyle bir komple yapıyı daha iyi kavrayabilmek için iki klinik tablonun izahını burada yapmak istiyorum:

Vaka 1:
Anadolu’da kırsal kesimde çalışan hekim arkadaşlarımızın sıkça karşılaştığı rahatsızlıkların birisi de dönüştürme mekanizmasına bağlı konversiyon bayılmaları veya felç halleridir. Zorunlu hekimlik yaptığım dönemde sıklıkla bu tip savunma düzenekleri ile karşılaşmış ve olaya müdahil olmuştum. Bunlardan birisinde genç bir hanım evliliğinin henüz birinci yılındaydı. Çok büyük ümitlerle ve mutluluk hayalleriyle yapılan bir evlilikten sonra ağır bunaltılar ve hayal kırıklıkları yaşamaktaydı. Dağ başında sürdürülen bir mezra hayatında her türlü ağır iş koşullarında çalışan ve akşama kadar yorulan bu genç kız, akşam da eşinin ağır hakaretlerine maruz kalıyor ve ondan dayak yiyordu. Cinsel hayatları ise çok kötü idi; eşi ona bir hayvan muamelesi yapıyor ve onu ters ilişkiye zorluyordu. O ise bu tip bir muameleden tiksiniyor ve öfke doluyordu. Evliliğinden pişman idi. Geri anne evine dönmek istiyordu. Ancak gelin olurken kendisine beyaz gelinlikle çıktın ancak buraya kefeninle dönersin denilmişti. Dönüş yolları da tıkalı idi.

Bu hanım dâhiliye ile ilgili bir şikâyeti nedeniyle bize müracaat ettiğinde kendisinin hastalık hikâyesini dinlemiş, onu karşımıza alıp konuşmuş ve ciddi bir muayeneden sonra reçetesini düzenleyerek kendisine şifalar dilemiştik. Gözlerindeki ışıktan anladığımız kadarıyla ilk defa insan yerine konuyor, genç bir doktor tarafından muhatap kabul edilmenin gururunu yaşıyor ve mutluluk duygularıyla sanki muayenenin uzamasını istiyordu. Aradan haftalar geçmişti, bir gece lojman kapımın zili çaldı. Kapıyı açtığımda bir grup köylünün feryat ederek kızlarının öldüğünü, hastalandığını ve onu kurtarmam için yalvardığını gördüm. Apar topar aşağı indiğimde ambulansın içine yatırılmış, hiçbir yeri hareket etmeyen hastamızı gördüm. Hastanın etrafında tüm ailesi, akrabaları ve damadın yakınları vardı. İlk muayenemde hastamın Dönüştürme reaksiyonu geçirdiği gerçek bir felç hali olmadığı teşhisini koydum. Hastamı muayene odasına alarak hemşire hanımın almış olduğu sakinleştirici bir iğneyi olumlu telkinler eşliğinde yaptırdım. Aradan geçen yirmi-otuz dakikadan sonra hastam yavaşça kendine gelerek ayağa kalktı. Hastalık hikâyesini dinlediğimizde; hastamızın eşiyle yine tartışmaya girdiğini, ağır hakaretlere maruz kaldığını, eşinin ona dayak attığını öğrendik. Tüm bunlar sürdürülürken içini öfke kapladığını, inceldiği yerden kopsun duygusu ile kendisinin de ona vurmak istediğini, ölümü bile göze aldığını ifade etti. İşte tam bu esnada elinin ve ayağının buz kestiğini, canının çekildiği ve gözlerinin karararak boş bir çuval gibi yığılıp kaldığını ve başka hiçbir şey hatırlamadığını anlattı.

Bu hastamıza ne olmuştu da bu hale gelmişti? Birey egosu, önemli ve değerli olduğunu hissetmeye çalışmaktadır. Her beklenti bir hayal kırıklığı ile sonuçlanmakta, umutların bittiği noktada kişide öfke ve kızgınlık hâkim olmaktadır. Öfke ve kızgınlığın, başladığı noktadan itibaren nerede duracağı kimse tarafından bilinmez; şiddet çok ciddi patlamaları meydana getirebilir. Bu hastamızda da aylardır maruz kaldığı aşağılanma, değersizlik, hakaret, şiddet ve hatta cinsel taciz, bireyde top yekûn bir karşı saldırı ve öfkeye neden olmuştur. İç dünyasındaki bu yoğun patlama arzusu o gün aktive olmuş, beyinden emirler çıkmış, organların bu emirlere itaat etmesi istenmiştir. İşte tam bu nokta önemlidir. Kişi karşısındakinin tüm zulmüne direnebilecek, karşı koyabilecek ve hatta ona saldırabilecek cesareti ve gücü bulmuştur. O artık zayıf değildir, o artık gücü ve haklarını savunan bir bireydir; artık o ölüme bile meyden okumaktadır, hiçbir şeyden korkmamaktadır artık. İşte tam bu cesareti bulduğu anda bunu hissettiği zaman diliminde egonun savunma düzenekleri büyük bir felâketin oluşmasını önlemek için devreye girer, Dönüştürme mekanizması ile kişinin bu gücünü kontrol eder ve birey bayılır. Şimdi ne olmuştur. Onurlu bir mücadele verilmiş, bireyin onuru kurtarılmış ve karşı koyabilme cesareti ve gücü sergilenmiştir ancak; bireyin egosu olayların gelişim zincirini uzun vadeli olarak düşündüğünde bireyin daha büyük bir açmaza gireceğini gördüğü için bu savunma düzeneklerini devreye koymuş, bu şekilde bir taşla iki kuş vurmayı hedeflemiştir. Birey, hem cesaretini sergilemiş hem de gelebilecek daha büyük bir felaketin önüne geçmiştir. Bireyin egosu çok akıllıca bir manevra yapmıştır çünkü bu olaydan birçok sekonder kazanç da elde edecektir.

Sekonder kazanç bireyin rahatsızlığı ya da semptomları nedeniyle kişinin kazandığı kazanımlara verilen isimdir. Buradaki sekonder kazanç nedir? Biraz önce erkek olarak gücünü gösterip, eşini tekmeleyip tokatlayan kişi korku içindedir; bu darbeler karşısında eşi yıkılmış, ona göre felç olmuş belki ölmek üzeredir, bunun sorumlusu da kendisidir. Bu korku ile panik içine düşen koca telaş ile eşini kaldırmaya çalışır ama bir türlü başaramaz. Eşi yerde cansız bir şekilde yatmaktadır. Korku ve panik hissi daha da yoğunlaşır. Hemen civardan yardım istenir. Olaya erkeğin ve kızın akrabaları müdahil olur. Gecenin bir yarısında köy yerinde araç bulup ilçeye ulaşmak oldukça zordur. Bunun için kasabanın belediye başkanına ulaşılarak ambulans devreyle sokulur, gece yarısında ambulansın sirenleri ve ışığı ile hasta apar topar evden alınıp kilometrelerce uzaktaki ilçedeki doktora yetiştirilmeye çalışılır. İş abartılmıştır, köylü için de bir macera ortaya çıkmıştır. İlgili ilgisiz herkes olayın peşindedir.

Sonunda doktora gelinir, doktor olaya müdahale eder ve olaya neden olan koca ciddi bir sorgulamadan geçirilerek doktor tarafından uyarılır. Doktor hastayı zor kurtarmıştır, bundan itibaren eşine ilgi ve sevgiyle yaklaşması önerilir. Bu seferliğine adli rapor tutulmayacağı tehditkâr bir üslupla kocaya anlatılır. Ve hasta büyük bir memnuniyet içerisinde ne kadar önemli ve değerli olduğunu hissederek köyüne geri döner.
Ancak bu hasta hayatta görmediği bu ilgi ve ihtimam karşısında bu davranışlarını alışkanlık haline getirerek dönüştürme reaksiyonlarının sayısını doktora ulaşılmak ve önemsenmek yani sekonder kazanç için artırabilir. Doktorun görevi burada bu sekonder kazançların önüne geçebilmektir.

Vaka 2:
Muayenehanemize üç kişinin yardımıyla sırtta taşınarak çıkarılan hastamız iki ayağını da hareket ettiremediğini ve ağrıdan muzdarip olduğunu beyan etmişti. Elli yaşın üzerindeki bu dul hanım, çok sayıda kızı olan bir anneydi. Kızlardan birisi diğerlerinden farklı, çalışkan ve başarılı idi. Annenin amacı kızlarını okutmak, onları birer meslek sahibi yapmak ve onların bir yuva kurduğunu görmekti. Özellikle kızlardan birini çok önemsiyor ve onun üzerinde hassasiyetle titriyordu. Kızı da bu ilgiye ve ihtimama layık olmaya çalışıyor ve çok başarılı bir tahsil hayatı sürdürüyordu. Çok başarılı giden grafiği, üniversitenin ikinci sınıfında kızımızın bir erkek arkadaşının ortaya çıkmasıyla beraber ters yüz olmuştu. Anne bu ilişkiyi onaylamamıştı. Hatta tehdit edererek evlatlıktan reddedebileceğini beyan etmişti. Kızımız bunun üzerine anneyi terk etmiş ve o erkek arkadaşıyla evlenip onunla yaşamaya başlamıştı. Anne bu acıya dayanamamış ve her iki ayağında da felç hali gelişmiş, ayakları birbirinden uzaklaşacak şekilde kaskatı kesilmişti. Yapılan muayenelerde hiçbir şey bulunamamıştı. Bir konversiyon (dönüştürme) reaksiyonu olduğuna karar verilmişti. Bize geldiğinde bu reaksiyon uzunca bir süredir devam ettiğinden dolayı kalça eklemi leğen kemiğine kaynamış ve dönüşü olmayan bir sakatlık hali söz konusu olmuştu. Burada hastamızın psikolojisi nedir? Kızına bağladığı umutlar tükenince bir nevi kızını cezalandırma isteği kendi vücuduna yönelmiş, kendini tahrip eder noktaya gelmiş ve bunu oluşturabilmek için de dönüştürme savunma düzeneğini oluşturmuşu.