psikoterapi, depresyon
Devalüasyon PDF Yazdır e-Posta

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi çocuk altına kaka yaptığında anne ona kakaya bakar gibi bakacaktır. Bu da çocukta değersizlik hissini oluşturan bir çekirdektir. Bir insanın kendini böyle hissetmesi kadar kötü bir şey yoktur. Çocuk biraz önceki tanrısallık olarak hissettiği değerlilik hissinin yanında bu şekilde aşağılanmayı ve değersiz görülmeyi anlamlandıramaz. Ve burada ilk savunma düzeneklerinde yer alan bölme mekanizması devreye girerek kendiliği ikiye ayırır. Karşıdaki nesne kendisine olumlu olarak bakıyorsa, iyi nesne kendinde iyi kendiliği aktive eder. Karşıdaki nesne kendisine kötü gözlerle bakıyorsa, kötü nesne kendinde kötü kendiliği aktive eder. Bu bir bilgisayarın iki ayrı sistemle çalıştırılması gibidir. Hangi tuşa dokunulursa o sistem devreye girer. Kakanın ne olduğunu bilmediği, annesinin kendisine niçin negatif hislerle yaklaştığını anlamadığı dönemler geçip de zihinsel yapının olgunlaştığı bir döneme ulaştığında, annenin neden ve niçin negatif hislerle dolu olduğu kavranır. Zaman, mekân ve mantık kurgusu oturur ve kimlik birleşerek kendilik tek bir bütün haline dönüşür. Bu durum dört beş yaşlarında gerçekleşir. Anne veya bakıcının tutarsızlığı bu yapının ya geç olarak bütünleşmesine ya da tamamen ayrı kalmasına neden olabilir.

Hayatımıza devam ederken iyi şeyler yaptığımızda önemli ve değerli olduğumuzu hissederken, kendi kimliğimize ters şeyler yaptığımız zaman da kendimizi kötü hissederiz. Bu, bütünleşmiş bir kendiliğin doğal olarak bize hissettirdiği bir şeydir. Dışarıdaki bir insanın bize bakışları çok önemlidir: Yargıları ve değerlendirmesi büyük önem arzeder. Başkaları bize bakarken veya bizimle ilgili konuşurken olumlu şeyler söylediğinde kendimizi değerli ve önemli hissederiz. Aynı yapı olumsuz şekilde yaklaştığında hiçbir gerekçe olmasa da kendimizi kötü hisseder ve karşı tarafın bu düşüncelerini değiştirmeye yönelik bir gayretkeşliğe düşeriz. Bu da her normal bireyin aktive olan kötü kendilik çekirdeğinden kurtulmak için vermek zorunda olduğu bir savaşımdır. Yargılamanın olabileceği, güç ve otorite olarak bizden üstün insanların bulunduğu ortamlarda hissettiğimiz tedirginliğin kaynağında kötü kendiliğin aktive edilebilme ihtimalinin bulunması yatar.

Normal bir süreçte değersizleşme veya dış nesnelerin değersizleştirilmesi bu bağlamda işlerken, patolojik örgütlenmelerde hastalıklı bir fonksiyon icra eder. Özellikle borderline ve narsistik kişilik örgütlenmesiyle obsesif-kompulsif kişilik yapısında veya manik-depresif yapının depresif tarafında bu mekanizmaları çok net izleriz. Sınırda kişilik bozukluğu (borderline) olan yapıda kötü kendilik aktive olduğu zaman çok değersiz, aşağılık ve pislik gibi bir his duyumlanır. O esnada dünya da çok kötü pis ve kalleştir. Karşıdaki nesneler de aynı şekilde hissedilir. En ilkel devalüasyon/değersizleştirme mekanizması ortaya çıkmaktadır. Narsistik kişilik örgütlenmesinde kendini değerli tutan mekanizmalar hep kendinde kalırken kötü kendilik dış dünyaya yansıtılmış; dış dünya basit, küçük ve değersizleşmiştir. Obsesif-kompulsif kişilik yapısında ya hep ya hiç yaklaşım tarzı kendini bir olayla birlikte ya değerli ya değersiz, ya da karşıdaki nesneyi bir olayla birlikte ya değerli ya değersiz hissedip damgalayabilir. Bu manada olgunun içsel dinamiğindeki değerlilik veya değersizlik derecesi objektif olarak değerlendirilemez. Tersine o olguya bakan gözün borderline mı narsistik mi obsesif-kompulsif mi yoksa manik-depresif mi olduğuna göre o olgu, renkten renge şekilden şekle girerek farklı derecelendirmelere tabi tutulabilir.