Yaşamını devam ettiren bir birey dış dünyasından ve iç dünyasından binlerce uyaran alır. Bu uyarılar bireyin önem derecelendirmesine göre bilinçlendirilir ve kişi o şeyin üzerine odaklanır. İç dünyamızda geçmişte yaşadığımız bir yaşantı, bir travma, bir mutluluk, bir hüzün veya vücudumuzun organlarından biri veya birkaçının çalışmasıyla ilgili bir uyarı tercih edilip zihnimize ulaşabilir. Yani şuurlandırılır. Ya da dış dünyadan beş duyu vasıtasıyla aldığımız bilgilerin herhangi birisine odaklanılan şey üzerinde bir şuurlanma yani bir bilinçlenme hali kazanılır. Bu durum düşüncenin doğal bir akışıdır. Düşünce böyle bir akışa yöneldiğinde her düşüncenin ikiz kardeşi yanı başında at başı şeklinde birlikte gider. Bu duygu halidir. Her düşünceye mutlaka bir duygu eşlik eder. Duygu spektrumu sıfırdan yüksek bir dereceye kadar gelişen bir yelpaze şeklinde tasarlanabilir. Doksanıncı derece nötr bir durumu ifade ederken, sıfır en mutlu hali, 180 ise en acı verici hali simgeleyebilir. Düşüncenin belirli bir yolakta ilerlemesi ve farkındalığın oluşmasıyla birlikte kişi bir duygu hisseder. Bu duygu pozitif bir duygu ise kişi mutlu olur, haz alır. Hissedilen duygu negatif bir duygu ise kişi acı hisseder ve mutsuz olur. İnsan temel yaratılışı itibarıyla hazza ulaşmak ve elemden kaçmak doğrultusunda harekete eğilimlidir. Kişinin düşünce süreçleri içteki ehemmiyet derecesine göre belirli yolaklarda yer alırken negatif sonuçlara ulaşıyorsa kişi mutsuzluk ve acı hisseder.
Bazı insanlar olaylara yaklaşırken ve olayları değerlendirirken sonuçta hep mutsuzluk ve acı hissederler. Çünkü bu bireyler olumsuz otomatik düşünce yolaklarının etkisi altında hayatlarını sürdürmektedirler. Temel kabulleri ve afonksiyonel şemalarını doğrulamak için otomatik olumsuz düşünceler her düşünce prosedürüne iştirak eder. Kişi bunları o kadar otomatik yapar ki, niçin bunu böyle düşündüğünü sorgulama fırsatı olmaz. Sonuçta sadece acı ve mutluluğu duyumsar. İşte böyle bir bireye olumsuz duygu, acı, keder, sıkıntı, bunaltı hissettiğinde bu histen önce gelen düşüncenin ne olduğunun farkına varması istenir kişi her olumsuz duygusunun önünde olumsuz bir düşünce sürecinin ayrımına vardırılmaya çalışılır. İşte bu duruma biz olumsuz düşünceleri yakalama stratejileri diyoruz. Kişiye gelen olumsuz duygu ve anksiyete hali aslında kişinin belirli düşünceleri üreterek olumsuz sonuçlara ulaşmasından kaynaklanır. Kişi bu düşüncelerin içerisine girdiğinde bunların rasyonel bir tarafının olmadığı, çarpıtıldığı, herhangi bir delile dayanmadığı ve otomatik olarak ortaya çıktığını fark eder. Tedavinin herhangi bir basamağında hangi olumsuz duygunun, hangi olumsuz düşünceden kaynaklandığı bilinci kazandırılmaya çalışılır.
Burada bizim düşmanımız olan anlık ve teğetsel biliş ve bilinç halini, bizi negatife götüren süreç üzerine odaklayarak kendi aleyhimize işleyen süreci fark etmeye çalışmaktayız. Projektörün ışığı hatalı ve olumsuz düşünce üreten sistemin işleyişinin kaynağına yönelmiştir. Rasyonel bir şekilde projektör burayı aydınlattığında olumsuz düşüncenin ne kadar saçma olduğu fark edilir dolayısıyla bu saçma düşünceye bağlı duygunun ortaya çıkması engellenmiş olur. Sistem bir yerinden yakalanmış ve tedavi süreci başlamıştır.
Bu olumsuz düşüncelerin yerine sağlıklı rasyonel olumlu düşünceler ikame edilir.



